___ Ana Sayfa _ Forum _ mp3 Arşivi _ mp3 Player _ Arama _ Team___ Üyelik Basvurusu




ILAHICIYIZ.BIZ - Online Ilahi Merkezi » Islami Konular » genel islami konular » » Merhaba Misafir [Giriş yap|Üye ol]
son Mesaj | Birinci Okunmamış Mesaj Yazıcı önizlemesi | Arkadaşına gönder | Konuyu Favorilere ekle
Sayfanın Sonuna Gıt
yazan
Mesaj « önceki konu | sonraki Konu »

Administrator


images/avatars/avatar-1015.jpg


Üyelik Tarihi 30.01.2007
Mesajlar: 1.522

Rütbesi: 47 [?]
Tecrübe Puanları: 6.598.894
Sonraki Rütbe: 7.172.237

573.343 Tecrübe puanı

cevapla | alinti yap | degistir | mesaji bildir Sayfanın Başına Git




Mutlu bir evliliğin kurulması ve boşanmaların önlenmesi ancak fedakârlık, sabır, şükür, sorumluluk, kanaatkârlık, saygı, haklara riayet gibi ahlâkî ve insani erdemlere sahip olmakla mümkündür.  Bir yuvanın sadece dünyaya dönük değil, ahiret eksenli inşası da çok önemlidir.

Toplum hayatı sürekli değişim geçirmekte. İnsanın yaradılışından itibaren var olan bu değişim, özellikle günümüzde baş döndürücü bir hal almıştır. Bütün bu gelişmeler, toplumsal kurumların değişimine de yol açmış, gelenek ve görenekler eskiyerek yerini yenilerine bırakmıştır. Bu değişimden en çok etkilenen kurumlardan biri de evliliktir.  Günümüzde artık kişilere evlenme fikri ne kadar zor geliyorsa, boşanma kararı da o kadar kolay alınır hale gelmiştir.

Evlilik bir antlaşmadır

İslâm toplumlarında aile müessesesinin güçlü olmasının birinci sebebi, dinimizin aileye verdiği önemdir. Evlilik insanın hayatı boyunca almış olduğu en büyük karar ve yüklenmiş olduğu en büyük sorumluluklardan biridir. Kur’an’da ebedi bir anlaşma olarak görülen evliliğin son derece ciddi ve mesuliyet isteyen bir sözleşme olduğu, eşlerin karşılıklı sorumluluklarının bulunduğunu hatırlatılır. Evlilikte gaye, neslin devamı ve şehvetin kontrol altına alınmasının yanında, “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık.” (Hucurat 46/13) ayeti mucibince, bu imtihan dünyasındaki her türlü zorluğu beraber göğüsleyerek ebedi mutluluğu temin edebilmektir.

Kur’an-ı Kerim’de eşlerin birbirine karşı yakınlıkları açıklanırken, birbirleri için elbise, örtü oldukları belirtilmiştir. Bu açıdan evlenecek kişilerin, bu sözleşmeyle dünyevî ve uhrevî bir sürece adım attıklarını unutmamaları gerekir. Allah rızası gözetilerek yapılan bir evlilik başlı başına bir ibadettir. Evlilik çatısı altında eşler birbirlerini Allah’ın emaneti olarak görmek ve bu emanete var gücüyle sahip çıkmak durumundadır.

Boşanmak çare değildir

Maalesef ülkemizde giderek artan boşanma oranları, toplumu içten içe kemiren felaketlerden biri haline gelmiştir. Bugün evlilikler daha zayıf temeller üzerine kuruluyor, bu yüzden de yıkılması daha kolay oluyor. Hatta bazı evlenenler, “Mutlu olamazsak ayrılırız!” diyerek yuva kuruyorlar. Aile yapısı ciddiye alındığında boşanma fikri ancak mecbur kalındığında akla gelir. Aile olma hali iyi anlaşılmadığında ise boşanma “kolay” bir çözüm olarak görülür.

Halbuki eşler birbirlerini Allah’ın emaneti olarak görmek zorundadırlar. Mümin erkek ve kadın bu emanete var gücüyle sahip çıkmak durumundadır. İslâm aileyi kutsal kabul eder. Yıkılmasından yana değil, kutsallığının sürdürülmesinden yana hükümler koyar. Bu sebeple kutsallığın yıkımı saydığı boşamayı sevimli bir helal iş olarak görmez, hemen başvurulacak bir çare olarak da göstermez, tavsiye de etmez.

Aile yuvasının yersiz ve gereksiz sebeplerle dağıtılması artık ülkemizde de toplumsal bir afete dönüşmektedir. Türkiye’deki boşanma oranları, her ne kadar Batı ülkelerine göre düşük gözükse de, son yıllarda maalesef ciddi bir artış görülmekte, aile yapımız, üzülerek ifade edelim ki, büyük bir ateş çemberi içine sürüklenmektedir.

‘Allah’ın en sevmediği helal’

İslâm, boşanmayı istenmeyen bir ruhsat olarak kabul etmiş ve insanoğluna lütfedilen nimetlerden birisi olan evliliği zaruret bulunmadıkça keyfî sebeplerle sona erdirecek davranışlarda bulunmayı hoş karşılamamış, konuyla ilgili hadislerde sebepsiz yere eşini boşayan erkekler ikaz edilmiştir. Hadis-i şerifleri hatırlayalım:

“Allah’ın en sevmediği helâl, boşamadır.”

“Evlenin, fakat boşanmayın. Çünkü talâkın meydana gelmesi halinde Arş titrer.”

“Evlenin, fakat boşanmayın. Zira Allah hızlı nikâhlanıp hızlı boşananları sevmez.”

“Sebepsiz yere kadınları boşamayın. Muhakkak ki Allah zevkine düşkün erkek ve kadınları sevmez.”

Görüyoruz ki Efendimiz s.a.v. boşanmanın istenmeyen bir ruhsat olduğuna işaret buyurmuş, maslahat gereği meşru kılınan ve son çare olarak görülen boşanmayı hiçbir surette teşvik etmemiştir.

Dinimiz tam da bunun zıddı tavrı emir ve tavsiye eder:

“…Onlarla güzel geçinin…” (Nisâ, 19)

“Şayet sizinle iyi geçinmeyi kabul ederlerse, onların aleyhine bir yol aramayın/boşama yoluna gitmeyin.” (Nisâ, 34)

Sebepsiz boşanmak günahtır

Boşanma hakkında vârit olan hadisler ve eşlerin iyi geçinmelerini teşvik eden ayetler sebebiyledir ki, içlerinde Hanefî fakihlerinden İbnü’l-Hümâm rh.a. ve İbn Âbidîn rh.a.’in de bulunduğu alimlerimiz, boşanmada asıl olanın “yasaklık” olduğunu benimseyerek, sebepsiz yere boşanmanın dinen günah olacağını ve boşanmanın ancak ihtiyaç ve zaruret halinde mübah olabileceğini söylemişlerdir.

Bu konuda büyük fıkıh alimlerimizden İbn Âbidîn rh.a. (ö.1252/1836) şöyle der:

“Şüphesiz boşamada asıl olan mahzurlu/yasak oluşudur. Ancak onu gerektirecek bir sebep olursa mübah olur. Mübah olması da geçimsizliğin verdiği sıkıntı ve ızdıraptan kurtulma zaruretinden dolayıdır. Ortada hiçbir sebep yoksa bundan kurtulmayı gerektirecek bir zaruret de yok demektir. O halde sebepsiz yere boşanmak ahmaklıktır, basiretsizliktir, sırf nimete nankörlüktür, aile fertlerine işkenceden başka bir şey değildir...”

Bu ifadelerden de anlayabiliriz ki evlilik bir nimet, boşanma ise bu nimeti terk etmektir.  Onun için boşanmadan önce çok iyi düşünmeli, bütün ruhî/psikolojik haller, dinî ve ahlâkî esaslar hesaba alınmalıdır.

Görüldüğü gibi İslâm hukukunda kabul edilen temel yaklaşım, boşanmada asıl olan onun dinen yasak/mahzurlu olmasıdır. Bu nedenle meşru bir sebep olmaksızın boşanmak, dinî ve ahlâkî açıdan doğru değildir. Boşama ancak, eşlerin birlikte yaşamasının mümkün olmadığı, “aile hukukunu ihlal etme” veya “fena muamele ve şiddetli geçimsizlik” gibi evliliğin çekilmez hale geldiği durumlarda helal ve mübah olur.

Hem dünya hem ahiret birlikteliği için

Kur’an-ı Kerim, ailenin mutlu bir şekilde devamı ve yuvanın yıkılmaktan kurtulması için çok önemli tavsiyeler ihtiva etmektedir. Bir ayet-i kerimede; “Hanımlarınızla iyi ve güzel geçinin, onlardan hoşlanmadığınız takdirde olabilir ki sizin hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah birçok hayırlar takdir etmiştir.” (Nisa, 19) buyrulur.

Mutlu bir evliliğin kurulması ve boşanmaların önlenmesi ancak fedakârlık, sabır, şükür, sorumluluk, kanaatkârlık, saygı, haklara riayet gibi ahlâkî ve insanî erdemlere sahip olmakla mümkündür. Bir yuvanın sadece dünyaya dönük değil, ahiret eksenli inşası da çok önemlidir. Allah Tealâ: “O gün cennetlikler, gerçekten nimetler içinde safa sürerler. Hem kendileri hem eşleri gölgeliklerde tahtlarına kurulurlar. Çok esirgeyen Rabb’den onlara bir de sözlü ‘Selam’ vardır.” (Yâsîn, 55-58) buyurarak, evliliğin dünya ve ahireti saran bir müessese olduğunu, eşlerin hem dünya hem de ahiret hayatını paylaşacaklarını bildirmiştir.

Acı günde tatlı günde birlikte yaşayan, birlikte ağlayan, birlikte gülen, hayatın ve imtihanın bir gereği olarak yer yer kendilerini alıkoyamadıkları sürtüşmeleri ve tartışmaları bertaraf etmesini de başaran karı kocanın, ebedi ahiret hayatında solmayan, bitmeyen güzellikleri birlikte paylaşmaları elbette bir ihsan-ı ilâhîdir.

Cenâb-ı Hak bazen eşlerden birine hastalık verir ve ondan sabretmesini ister. Diğerine de içinde bulundukları duruma rağmen eşine sadakat, bağlılık ve hizmet görevi yükler ve ondan da sabır ister. Bazen fakirlik, bazen zenginlik sınavından geçirilir. Bizler her ne kadar irademizi kullansak da bir sebep yaratıp o eşi bize veren yüce Allah’tır. Dolayısıyla eşler birbirleri için Allah tarafından verilmiş bir emanettir. Dünya tarafından nasıl göründüğü hiç önemli değil ama Allah’tan gelen cemal de celal de ahiret yönüyle bir lütuftur.

Çocukların başka kimi var?

Diğer taraftan mahallenin, arkadaşlığın, dayanışma ve fedakârlığın hayatımızdan eksildiği günümüzde, çocuklar için biricik hayat zemininin aile olduğu unutulmamalıdır. O da yıkılıp gittiğinde çocukların küçücük dünyalarında doğacak boşluğun, kopacak fırtınanın telafisi mümkün değildir. Gerçekten bir zorunluluk yoksa çocukları böyle bir enkazın altında bırakmak büyük vebaldir.    

İnsan her adımında Rabbini hesaba katmalıdır. Meşru bir mazeret yokken boşanmak, hatta bunu telaffuz etmek Allah rızasına uygun olmayacağına göre, bu talep nefsanî olmaktan öte anlam taşımaz. Dünyada ve ahirette ağır bedeller ödemeye sebep olur.


















20.07.2011 14:30 User ist offline e-mail |websitesi | mesajari | arkadas listene ekle |


Dal görünümü | Normal
Seçiniz:
ILAHICIYIZ.BIZ - Online Ilahi Merkezi » Islami Konular » genel islami konular »